XIIINeden Rahat Bir Yolcu da Oruç Bozabilir? Mazinne Usul İlkesinin Şaşırtıcı Mantığı
Şeriatın yolculukta oruç tutmama ruhsatı tanımasının sebebinin meşakkat (zorluk) olduğu yaygın bir kanaattir. Fakat o zaman şu soru akla takılır: Bugün konforlu bir araçla, hiçbir yorgunluk hissetmeden seyahat eden bir yolcu neden hâlâ bu ruhsattan faydalanabilirken, evinde ağır bir işte çalışıp gerçekten yorulan bir işçi bu ruhsattan mahrumdur? Bu görünürdeki tutarsızlık, usul-i fıkhın en ince kavramlarından biri olan mazinne (bir hükmün, değişken bir hikmet yerine sabit ve gözlemlenebilir bir sebebe bağlanması) ilkesiyle çözülür.
Sahîh-i Müslim, Sıyâm 107-108 (Hadis no. 1121)عَنْ حَمْزَةَ بْنِ عَمْرٍو الْأَسْلَمِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّهُ قَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، أَجِدُ بِي قُوَّةً عَلَى الصِّيَامِ فِي السَّفَرِ، فَهَلْ عَلَيَّ جُنَاحٌ؟ فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «هِيَ رُخْصَةٌ مِنَ اللَّهِ، فَمَنْ أَخَذَ بِهَا فَحَسَنٌ، وَمَنْ أَحَبَّ أَنْ يَصُومَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ»
Hamza b. Amr el-Eslemî'den (r.a) rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Ey Allah'ın Resulü! Kendimde yolculukta oruç tutmaya güç buluyorum (hiç zorlanmıyorum), bunda bana bir günah var mıdır? Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: Bu, Allah'tan bir ruhsattır. Kim onu alırsa (tutmazsa) güzel yapmış olur; kim de oruç tutmayı severse ona bir günah yoktur.
Usul-i Fıkıh Âlimlerinin İnce Tahlili
Şeriat, hükümlerini bazen doğrudan hikmetin (meşakkatin) kendisine değil, o hikmetin çoğunlukla görüldüğü sabit ve dışarıdan gözlemlenebilir bir sebebe (mazinne) bağlar. Yolculuk böyledir: Çoğu zaman meşakkat içerir, fakat her bir yolcunun meşakkat derecesini tek tek ölçmek imkânsız ve ihtilaf kaynağıdır. Şeriat bu yüzden sefer durumunun kendisini sabit bir ölçü (dâbıt) kılmış, hükmü kişinin o an hissettiği yorgunluğa değil, şer'î sefer mesafesine bağlamıştır. Böylece hem güçlü hem zayıf yolcu aynı ruhsattan istifade eder; zira insanların iç halini denetlemek mümkün olmadığından, sabit dış işaretler tercih edilmiştir.
Hamza b. Amr'ın Ben güç buluyorum, hiç zorlanmıyorum demesine rağmen Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ona ruhsatı yine de tanımıştır; bu, ruhsatın kişinin sübjektif (öznel) güç veya zafiyet haline değil, seferde olma durumunun kendisine bağlı olduğunun açık delilidir. Eğer hüküm her seferinde şahsi meşakkat derecesine göre değişseydi, insanlar birbirini yalanlar, kimse kimsenin gerçekten ne kadar yorgun olduğunu bilemez, şeriat sürekli bir ihtilaf ve şüphe kaynağı haline gelirdi. Şâri' (Allah), bu kargaşayı önlemek için sabit ve herkesçe bilinen bir ölçü koymuştur.
'İlle' (hükmün bağlandığı işletici sebep) ile 'hikmet' (o hükmün nihai gayesi) birbirinden ayrılmalıdır. Yolculukta oruç ruhsatının hikmeti meşakkatin giderilmesidir, fakat illeti bizzat sefer halidir. Hikmetler çoğu zaman gizli, değişken ve ölçülmesi güç şeylerdir; İlleti sabit ve zâhir bir alâmete (seferin kendisi gibi) bağlamak, hükmün istikrarını ve herkese eşit uygulanabilirliğini sağlar. Bu yüzden hikmetin bazen o illetle birlikte bulunmaması (yani rahat bir yolculuk), illetin hükmünü düşürmez.
Cumhur fukaha, sefer mesafesine ulaşan her yolcunun -meşakkat çekse de çekmese de- oruç bozma ruhsatından istifade edebileceğinde ittifak etmiştir; zira Enes b. Mâlik'in naklettiği üzere Nebi (s.a.v) ile seferde bulunanlardan oruç tutan tutmayanı, tutmayan da tutanı ayıplamamıştır (Buhârî, Savm 36). Bu, ruhsatın kişisel yorgunluk beyanına değil, objektif olarak tespit edilebilen sefer durumuna bağlı olduğunun sahâbe uygulamasındaki en net delilidir.