ÎMÂNIN HAKİKATİ VE ARTIP EKSİLMESİ
Müslim, Îmân 58عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «الْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ - أَوْ بِضْعٌ وستون - شُعْبَةً، فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ، وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ، وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ»
Ebû Hureyre'den (r.a) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: İman yetmiş küsur — veya altmış küsur — şubedir. En üstünü Lâ ilâhe illallah demek, en aşağısı yoldan rahatsız edici bir şeyi kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir.
Âlimlerin Şerh ve Akide Esasları
Îmân; tasdik ve ikrardır. Kalbin tasdiki ve dilin ikrarı olmaksızın sadece amel iman olmaz. Lakin iman artar ve eksilir; artışı amellerle, eksilişi ise günahlarla olur. Gök ehli ile yer ehlinin imanı ne artar ne de azalır yönüyle değil (asıl hakikat bakımından), yakin ve tasdik kemali bakımından farklılık arz eder.
Sahabe ve onlardan sonra gelen Tâbiîn ile tebe-i tâbiînden yetiştiğimiz âlimler ittifakla şöyle derlerdi: İman; söz, amel ve niyettir. Bunlardan biri olmadan diğerleri kâfi gelmez. İman taatle (ibadetle) artar, isyanla (günahla) eksilir.
İman, söz ve ameldir; artar ve eksilir. Kul, farzları eksiksiz yerine getirdiğinde ve salih ameller işlediğinde imanı zirveye ulaşır; günahlara battığında ise imanı noksanlaşır. Kim 'İman artmaz ve eksilmez' derse o kimse mürciedir (sapık bir fırkadır).